Benim çocuk öğretmenim-6


‘’ Hadi artık ben gideyim bari,yarın sabah gelirim,bak oynayacağız ama söz mü?’’derim ,vedalaşırız ki,gerçekten hava kararmak üzere.O saate kadar hava nasıl kararmıştı ki, hiç anlama mıştım. Üfff ne çabuk akşam oldu,hiç de oynamamıştık evciliği,diyerek kendi,kendime  hem söyleniyor,hem de hızlı hızlı koşuyordum…Asfalt yolu atlıya zıplaya geçerek,okul yokuşunu da bir nefeste çıkardım. Evime girip,ellerimi de yıkadıktan sonra,annem,babam,kardeşim ile hep birlikte   masaya otururduk.            Yemekten sonra da,babam gazetesini okur,annem el işini yapar,ben de kardeşimle oyun oynardım… Babam radyoyu ayarlar,”Hadi yataklara,saat 9 ‘a geliyor,masalınız başlayacak!” der, gaz lambasını kısar, bizim odamızın kapısını kapatıp, kendi odalarına çekilirlerdi. Masalın hiç sonunu getirdiğimi hatırlamıyorum. Öyle güzel ,rahatça uyurduk ki, yanıma bile dönmeden beş ile on dakika içinde  kesin giderdik. Herhalde radyoyu da babam, biz uyuduktan sonra kapatıp odalarına götürürdü.

İşte her  günüm böyle dolu dolu geçerdi. Oynamaya doyamazdık…Şimdi anlıyorum ki, Nimet arkadaşım bana gerçek evcilik nasıl oynanırı sahiden, yaşatarak oynatıyormuş.Demek ki onun yanında  akşama kadar vaktin nasıl geçtiğini anlamıyor muşum…Ondan daha bir çok şeyler öğrendim.Pamuk toplamayı, pamuk çuvallarının üstün de saklambaç oynamayı, tarlada taşların kenarında ki bitkilerden arap sakızı toplamayı.   Hiç biriniz zannetmem ki bu arap sakızını bilesiniz.Bende o günlerde  gördüm.Dedim ya ,Nimet her bitkiyi çok iyi tanırdı.Ben onun yanında asistan olduğum halde hiç bir zaman o bitkiyi öğrenememiştim.Ne kadar uğraştıysam da şıp diye o bitkiyi bulamazdım.Taşların yanından çıkardı.Ucunda topları olurdu.İşte Nimet o topları bir taşın arasında ezerek yumuşatırdı.Sonrada ağzımıza alıp iyice çiğner dik.Bu sakızın özelliği siyah olmasıydı.Harika çıtır çıtır bir sakızdı.Hala ben o bitkiyi tanıyamam. Belkide artık yetişmiyordur. Topraklarımız eski toprak değil nasıl olsa.

Geçenlerde  belgeselde izledim.Eski Mısır’lı lar buğday başaklarının kurumasını beklemeden tütsüyerek yerlermiş.Kafamda şak etti bir şey hatırladım.

Biz zaten Niğmetle aynısını yapıyorduk.Nasıl mı?Bu seferde bizim okulun arkasındaki tarlaya  çamaşır yıkamaya   tabiki , gittiğimiz zaman yapıyorduk.Bu tarlalarda, metrelerce uzun küçük kaneletler vardı.Niğmet çamaşırlarını, o kaneletlerin dibine kurduğu kazanda yıkardı çoğunluk.Kaneletten geçen sularlada köylü bütün tarlasını sulardı.Buralarda Nimet’lerin tarlasıydı.Çoğunluk buğday tarlasıydı.Canım arkadaşımın işi bitince, beni doyurması gerektiğini biliyordu.Hemencecik önündeki tarladan daha kurumamış yemyeşil buğday başaklarını toplardı.Yine buğday sapıyla bütün başakları sıkıca  diplerinden sarardı.

Daha sonrada ateşin üzerinde ütülerdi yani tütsülerdi yanmıyacak kıvamda.Tütsü işinden sonrada  şalvarına eliyle vurarak taze ,tütsülenmiş buğdayları silkelerdi.Bu tadıda unutamam.Böyle güzel çerez yoktur dünyada.

Niğmet’tin Ataları 200Yada 250 yıl olabilir Mısır’dan gelmişler.Ben Nimetin babaannesini hatılıyorum.Simsiyahdı,sadece gözleri parlak çok sevimli arap ebeydi.95 yaşına kadar sapa sağlam yaşamıştı.Niğmet’in babası arap,annesi süt beyazdır.Niğmet de melezdir.Nerden nereye atalarının geleneğini biliyormuş meğer.Gerçekten belgeselde duyunca çok şaşırmıştım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s